9 Haziran 2008 Pazartesi

deliler ve kediler

dün gece bir arkadaşım otobüs durağında gördüğü küçük deli bir çocuktan bahsetti. çocuk deli gördün mü sen hiç?
çocuk deli... çocuk:deli... çocukluğumda bana aşık olan bir deliyi hatırladım birden.. ilk aşk cümleleri bir deliden.
ama içindeki aşkı ürkütecek kadar güçlü bir silahımız var: küflü peynir!
'Bak evden peynir getiririm! git buradan" dediğimizde merdivenlerden hızla iner giderdi. belkide bu yüzden aşk kelimesi benim içinde biraz da delilikti.
---
neyse şimdi ben laftan bir peynir gemisine binip lafı delilerden açacağım. hatta sadece söz açmakla kalmayıp içimdeki deli hatıralarına doğru bir yolculuğa çıkacağım... delilerin ve kedilerin buluştuğu bir mekanda biraz soluklanacağım.
---
üniversite yılları daha.. arkadaşlarımla sık sık gittiğim bir mekandayız.. hayatın ve ölümün içiçe geçtiği bir çay bahçesi. mekanın müdavimleri arasında çok sayıda deli ve kedi var. hatta parmağında kocaman yüzükleri olan saçı sakalı birbirine karışmış bu meczup amcalardan biri elinde ney'iyle mekandan içeri bir hayalet gibi süzülünce arkasından da kuyruğunu havaya kaldırmış siyah beyazlı bir kedi görünürdü. etrafa bile bakmadan adamın oturduğu yere gider ve yanındaki mindere kurulur mırıl mırıl etrafı seyretmeye başlardı.
anlatılanlara göre üniversite yıllarında çok kitap okuyup sonunda da 'düşünceden çıldıran' bir adam daha var burada. dünyanın en sessiz insanı olarak öylece saatlerce sırtını tarihi sütuna verip oturuyor. mekanın emekli astsubay bir delisi daha var. deli deli mavi bakışlar fırlatan yaşlı bir amca. ama delilerin birbirleriyle arkadaş olduğunu sohbet ettiğini hiç görmedim bu mekanda. hatta yanyana geldiklerini bile...
ama onların etrafında dolaşan kedileri hiç unutamam. ayaklarına sarılan, yanlarına sokulan, mırıldanan kediler, delilerin olmadığı zamanlarda pek ortalarda görünmezdiler.
deliler ve kediler arasındaki sır
işte bu sır üzerine yürünecek uzun bir yol var.

3 yorum:

gazoz kapağı dedi ki...

çocukluğunda küflü peynirden korkan o deli çocuğu zihnim hemen hızlı hızlı çizdi. Muhtemelen çocukca bile bir güzelliği yoktu yüzünde. ama kıymetli bir anı olmalı senin için. demek küflü peynirden korkardı. bunun üzerine şiir bile yazılabilir..
deli ve çocuk kelimelerini yanyana düşmesi ise gerçekten korkunç. gerçi deliliğin her yaşta korkunç halleri var. ve deliliğe her an düşme tehlikesi. Dün de bana bir arkadaşım Rusya da tatminsizliklerle başlayan bir deliliğe düşüş hikayesi anlattı. kız bir rusmuş. önce tüm sınırları hayatından def etmiş. galiba o kuşakta sosyalizmin çöküşü ve ardından aniden boca edilen özgürlüğün de acısı var. neyse, işte bu kız bir doğum gününde sudan sebeplerle, başka bir kızı hastanelik etmiş, sonra kendine zarar vermeler, ardından paraya ihtiyacı olmadığı halde başka bir ülkede hayat kadınlığı eklenmiş. bunun üstüne ben hayalimde zevk için cinayet işleme, zevk için başkalarına fiziksel acı verme gibi şeyleri de yığdım. insanın hem çocuk hem de deli olması nasıl da masum bir şey. bir de hem büyük, hem aklını yitirmek var.

gazoz kapağı dedi ki...

biliyor musun ankarada hiç kedi yok. herkesin köpeği var. sadık,besili pırıl pırıl köpekkler. düzenle uyumlu sıkı fıkı. sanırım Ankarada deli de yok. ben kızılayda sadece bir kez gördüm. zabıtalarda adamı paketleyip uzaklaştırdılar hemen.müdahale edemedim ama karşılarına dikilip ters ters baktım. sanırım umursamadılar. deli kendisini iteleyenlere gülümsüyordu. bir düdüğü vardı. onu elinden alınınca çok mahsun oldu ama. birkaç kez istedi. zabıta da "defol lan, defol" deyip durdu.

ayse olgun dedi ki...

ayşem
kariye'deki evimin adresini verirken şöyle diyorum kimi zaman: edirne kapıdan kariye yoluna gir ve yürü yoluna bir deli çıkacak delinin bulunduğu yolu takip et sonra otele gelmeden bir önceki sokağa sap.
adresime bir deli karıştı yani yine...eski iki katlı ahşap bir evin önünde sürekli bir sağa bir sola sallanıp kendi kendine konuşuyor.
bir de yan dairemde hiç yüzünü görmediğim zihinsel engelli olduğunu düşündüğüm çocuğu annesi bir gün şöyle seviyordu: ah benim hiç büyümeden yaşlanan oğlum!